LOVE TREE PANSİYON – HUZURA DAVET
Khimera'yı da doğurdu Ekhidna,
söndürülmez ateşi üfleyen Khimera'yı,
korkunç ve büyük, hızlı ve güçlü,
bir yerine, üç kafalı Khimaira'yı:
Biri azgın bakışlı aslan kafası,
öteki keçi, öteki yılan, ejderha kafası..
Hesiodos'un bu dizelerle anlattığı Khimera adlı korkutucu canavarı, İlyada ve Odysseia destanlarını yazan İyonyalı ozan Homeros'ta kullanır. Destana göre, Bellerophontes kanatlı atı Pfesos'a binerek Khimera'nın alevinden uçarak kaçar, mızrağı ile havadan canavarın üzerine öyle bir iner ki mızrağı yiyen Khimera yerin yedi kat dibine gömülür, yalnız alevden dili yeryüzünün dışına çıkabilir. İşte ta İlkçağdan beri yüzeyinden hiç durmaksızın yanan doğal gazların çıktığı Yanartaş tepesinin efsanesi böyledir. Olympos'la komşu olan Çıralı kumsalı deyince akla ilk gelen şeylerden biri dünyada eşi benzeri az bulunan Yanartaş ise, diğeri de 3 kilometreden uzun bu kumsala yumurta bırakmaya gelen deniz kaplumbağalarıdır. Caretta Caretta'lar, biraz da eskiden beri uğrak yerleri olan Olympos kumsalının etrafında açılan diskoteklerin giderek artan gürültüsünden rahatsızlık duyduklarından olsa gerek, artık yandaki çok daha sakin Çıralı kumsalını tercih ediyor. Şehrin hayhuyundan kaçıp limon ağaçlarının gölgesinde yayılarak kafa dinlemeyi seçenler de öyle. 90'lı yıllarda aile pansiyonlarının sıcaklığının, hep beraber yenen akşam yemeklerinin, 2-3 günde kaynaşıveren insanların çıktığı doğa yürüyüşlerinin ve sırt çantalı gezginlerin kaynaşma merkezi olan Olympos, ne yazık ki artık paçasını kitle turizmine kaptırmış durumda. Pansiyonlar yerini 100 yataklı otellere, sırt çantalılar yerini koca tur şirketi otobüslerine ve ateş başı gitar şarkıları yerini fırıldak ışıklı diskoteklerin çıstakına bırakırken; huzuru, sükuneti arayanların yeni adreslerinden biri haline geldi bitişikteki Çıralı kumsalı.
Çıralı köyünün sahile bakan kısımlarında yemyeşil bir bitki örtüsünün arasında irili ufaklı pek çok pansiyon bulunur. Gün boyunca kuş şakımalarının hiç kesilmediği, rüzgâr ve yaprak hışırtılarından başka bir sesin de duyulmadığı bu ortam, en fazla 10-12 yatak kapasiteli ufak işletmeler sayesinde yapısını hâlâ koruyabiliyor. Ya yerel halkın eski evlerini dönüştürerek ya da şehir hayatından bıkıp yeşile ve huzura koşanların gönüllerinden geçeni konuşturarak açtığı bu irili ufaklı pansiyonlar her zevke, beklentiye göre ayrı bir seçenek sunuyor. Çıralı kumsalının batı ucunda, kumsala 6-7 dakikalık yürüyüş mesafesinde olan Love Tree (Aşk Ağacı) pansiyonu, İstanbul'un ruhu törpüleyen zorlu atmosferinden bıkmış bir anne ve 2 kızının bu yıl açtığı bir mekan. Love Tree herşeyden önce Çıralı standartlarına göre geniş, ferah bahçesi, sirtaki ve flamenko heveslisi Hülya hanım ve kızları müzisyen Seyran ile ressam Şirin'in yarattığı sıcak aile ortamı ile dikkati çekiyor. Love Tree ismini, pansiyonun tam ortasındaki çok eskiden bataklık olan bölgenin tek ağacı olan, köylülerin vaktiyle gölgesinin altında toplanıp yemek yeyip sohbet ettiği 200 yıllık keçiboynuzu ağacından almış. Cihangir'in, leziz tasarımı ve Hint esintili istisnai mutfağıyla ismini duyurmuş “butik kafe”lerinden Kahvealtı'nı işleten Hülya ile Seyran burasını devrettikten sonra, tesadüfler sonucu buldukları ve görür görmez çarpıldıkları bu mekanı ilkbaharın başında tutmuş. Ahbaplarının da yardımıyla birkaç aylık hummalı ama bir o kadar da eğlenceli bir çalışmayla mekanı adeta baştan yaratan ekip, pofuduk yastıklarla kaplı kocaman çardağı, bir köşede ağaç altına kurulmuş bar ortamı, yanıbaşındaki müzik sistemi ve her köşede dikkati çeken estetik objelerle değişik, zarif bir atmosfer yaratmış.
Sabah cevizli salçalı, ev yapımı reçelli, peynirli tereyağlı, sıcak poğaçalı mükellef bir kahvaltı yaptıktan sonra, gün içinde ister Likya Kral yolunu yürüyerek veya bisikletlerle gezebilir, ister deniz kenarına gidebilir, yakın adalarda tekne turlarına çıkabilir ya da dalış yapabilir, ister yakınlardaki Ulupınar köyü civarındaki çağlayanlı, püfür püfür esintili ormanlarda gezebilir, ister anayola çıktıktan sonra 10 dakikalık sürüş mesafesindeki Beycik köyüne sabah erkenden giderek 2350 metre yüksekliğindeki Tahtalı
Dağı'na çıkılabilir, ister Olympos'taki harabeleri gezebilirsiniz. İsterse de Love Tree'de kalıp mayışabilir, kitabınızı okur, çeşitli kutu oyunlarından biriyle eğlenebilir ya da sinirleriniz yeterince güçlüyse tavla efsanesi Hülya'yı yenmeyi deneyebilirsiniz.
Kahvealtının ahçısı Zeki'nin sürprizlerle dolu akşam yemeğini yedikten ve kahvelerinizi içtikten sonra, keyfi yerindeyse Seyran gitarını alıp ateş başında kendi bestesi olan, inanılmaz etkileyici şarkılarını çalarsa oh ne âla. Kapısı amatör, profesyonel bütün müzisyenlere açık olan Love Tree'de birbirinden ilginç canlı icralar gerçekleşiyor. Ya da hoparlörlerden dünyanın dört bucağından birbirinden ilginç müzikler yayılıyor. (Sirtaki, zeibekiko ve flamenko çalışmış olan Hülya ve Turgay burada yakında dans atölyeleri de başlatacakmış). Gece 20 dakikalık bir yürüyüşle Yanartaş'a gitmeden, bu antik ateşleri görmeden olmaz. Başka bir gece kumsala inip yakamoz eşliğinde yüzmeden de olmaz. Çok sıcak, muhabbet dolu ve huzur saçan bu mekanın tek kötü tarafı ise buradan ayrılma faslı. |
|